6 Nisan 2021 Salı

Öncelikle çooooooook uzun bir aradan sonra MERHABAA!!

Bu yazımda bir türlü sivilceleri geçmeyen kendisi de sivilcelerinin geçmesi için gram çaba sarf etmemiş büyüklerime ve küçüklerime seslenmek istiyorum: YOL YAKINKEN  BU TUTUMDAN VAZGEÇİN.

Tabii buna geçmeden, benim akne öykümü anlatmak da yarar görüyorum:

Efendim, o zamanlar lise 2'deyim. Hayatımın en iyi yıllarından biriydi... Her yönden mi kazanır bir insan?!Valla işte tam da her yönden kazançlı olduğum bir yıldı. Ten rengim zaten açıktı, hatta belirgin bir şekilde beyazdım, neredeyse mermer gibi bir cildim vardı. desem abartmış olmam herhalde.

Ancak işte o yılın tam da ilkbaharında bir sınıf arkadaşımın, adı lazım değil baş harfi:MERVE.  Yanıma yaklaşıp - yaa yüzün ne kadar beyaz bir tane bile sivilcen yok-demesiyle her şey tam tersine evrildi...

E be kardeşim, insan bi MAŞALLAH da mı demez yahu!! Demedi abii! İşte o günden sonra tam 7 yıllık bitmek bilmeyen sivilceli hayatım başlayacaktı...Tam ertesi gün alnımın ortasında kocaman bir sivilce çıktı,alışageldik bir şey olmadığı için -geçer herhalde- dedim, çok da üzerinde durmadım ancak bir sivilce  üçü, üç sivilce yediyi getirdi...Hiç de azalmadı, azalacağı da yok gibiydi. Sonrası ise üniversiteye hazırlık süreciydi,mezun hayatı derken elmacık kemiklerimde kızarıklık alnım da yanaklarım da sivilcelerle gecen tam 3 yıllık bir süreci geri de bırakmıştım.

Tabii doğal olarak diyeceksiniz ki -hiç mi doktora gitmek aklına gelmedi?- diyin efenim,demekte de çok haklısınız zira hep şeye yoruyordum:ERGENLİK.

Dermatoloğa o üç yıllık süre boyunca hiç gitmedim. Ergenliğime bir de ne yazık ki halama çeken genlerime bunu bağlıyordum. Ne yalan söyleyim, o dönem ygs-lys kaygısıyla birçok şeyden de vazgeçmiştim. Üniversiteyi kazanim üzerine düşerim bu konunun diye de hep geçiştirdim ama alternatif tıptan da hiç vazgeçmedim.Kolayıma geldiyse demek ki:/

O süreçte gül suyu, maden suyu, elma sirkesi, bıttım sabunu,diş macunu,buz,asprin, limon suyu her biri benim yol arkadaşım olmuştu ama işte onlar da varmak istediğim durağa götürmüyordu,sadece bana eşlik ediyorlardı.

*Neyse efendim, 19 yaşına geldiğimde artık istediğim bölümdeydim, geçen üç yılın kaygısı artık yoktu tabii daha farklı sıkıntılara yerini bırakmıştı ama yine de artık yüzümde sivilce olmamalıydı,buna inanıyordum. Üniversiteden bir arkadaşımın tavsiyesiyle özel bir hastaneden randevu aldım ve de artık nihayet bir dermatoloğa göründüm. O kadar iyi bir doktordu ki ben ki fenle alakası olmayan bir insana sorunun kaynağının ne olduğunu, ne yaparsam bu süreci olabilecek en iyi ihtimalde hiç de küçümsenmeyecek bir başarıyla bitirebileceğimi aktardı. Bir de şunu söylemeden edemeyeceğim,bana demişti ki:Keşke daha erken gelseydin,gözeneklerin büyümüş,bazı yerlerde çukurlar oluşmuş. Bunu duyan ben yıkıldım tabii ki... Korktuğum başıma mı geliyordu?

-Hiç mi geçirecek bir yol yok ?

-Eğer süreç olumlu ilerlerse bütün bunların sonunda lazerle akne tedavisi yapabiliriz. 

Demişti. O gün bana yazdığı ilaçlar ise Azitro, cleocin ve eritretin idi. 2 /3 ay sonra tekrar yanıma gel demişti. Ha gidebildim mi? Hayır. Çünkü ihmalkar biriydim ya da önceliklerim farklıydı.

*Geldim 21 yaşına bir de şimdi deneyim yahuu dedim ve bu sefer bir devlet hastanesinden yine bir dostumuzun tavsiyesi üzerine randevu alıp gittim. Hayatım da gördüğüm en ilgisiz doktordu herhalde... Prof.muş peeehhh, rezaletti. Aynı zamanda üniversite de hocaymış, hani  devlet okulunda dersini anlatıp giden bıkkın hoca olur ya hah işte ondan. Erol Bey de bana Azitro, benzoxın jel ve sivex losyon yazmıştı. o da yine aynı şekilde -2/3 ay bi deneyelim bunu, bu da olmazsa artık roaccutanea geçeriz- dedi. İşte o gün çok korktum, nasıl yani roaccutane mı? o derece mi dönülmez akşamın  ufkundayım diye geçiriyordum içimden ve tam da tahmin ettiğiniz üzere yine ihmal edip doktora gitmedim.

*Artık 22 yaşındaydım, yine o özel hastaneden randevu alıp soluğu Münevver Hanım'ın yanında almış bulundum. Dediği ilk şey:

- 3 yıl önce gelmişsin neden tedavine devam etmedin?

Ben tabii yine derslerimin ağırlığından dem vurarak bin tane bahane saydım herhalde. Bu gidişim de ise Münevver Hanım:

-19 yaşında iken geldiğinde roaccutane önermedim, o zaman küçüktün ancak artık 22 yaşındasın ve hala akne şikayetin var, birçok krem denediğin halde geçmediği için geriye en makul yöntem:ROACCUTANE.

Demişti. İşte ben o zaman da yine bir şeyi öngöremedim, evet sivilce tedavisi görecekseniz ne yazık ki en sağlıklı şekilde süreç özel hastaneler de işliyor. Bunu çok üzülerek söylüyorum ki devlet hastanelerin de cilt doktorları çok ilgisizler. Ancak özelde de muayene başı 85 TL'yi gözden çıkarmam ve kan tahlili için 150 TL vermem gerekiyordu. O gün hata yaptığımı düşündüm. Çünkü bu süreç uzun bir süreçti ve benim özel hastaneye dökecek param yoktu. Dedim ki zaten baştan beri bir şeyleri yanlış yapıyorsun bari olabildiğince masrafsız bir şekilde bu işi sonlandır.

Bu sefer de başka bir devlet hastanesinden randevu aldım. Randevu günü sanki bir şeyleri ispatlamaya çalışıyormuşcasına o güne kadar kullandığım bütün kremleri ve hapları göstermek için yanıma aldım. Amaç roaccutane yazmaya ikna olsun da artık ilaç tedavisine başlayimdi. Serkan Bey ise  roaccutane yazacak kadar yüzüm de önlenemeyecek sivilceler olmadığına inanıyordu, yine benim için alışılageldik olan benzaderm, nadıxa krem ve azeltin hapı yazdı. Ancak -bunlar da işe yaramazsa artık roaccutanea geçeriz- dedi. Yalnız dikkat ediyor musunuz bilmiyorum ama bu 3 yıllık süreçte değişmeyen tek şey azitro/azeltin hap ve de benim ihmalkarlığım...Aaaa bu sefer de pandemi sürecini bahane ederek doktora gitmedim, bir de o ilaçları boşuna yazdığına inanıyordum. Yazdıklarını kullandım ama işe yaramayacaklarını biliyordum. 

*Artık 23 yaşındaydım, zaten son sınıfın gerginliği var falan filan yazdıklarımda da gördüğünüz üzere kendi kendimi kandırmaya devam dedim. Neyse birkaç arkadaşımın tavsiyesi ve hazır pandemi de varken ilaç tedavisine başlama fikrine ikna oldum. Yine aynı devlet hastanesinin başka bir dermatoloğundan bu sefer randevu aldım. Hatice Hanım baktı yüzüme ve o dillere pelesenk olan efsanevi cümleyi söyledi:YÜZÜNDE ROACCUTANE KULLANACAK KADAR SİVİLCE YOK!!

Bu cümle artık canımı aşırı sıkıyordu.Ancak Haticeciğim bir şey daha ekledi:ANCAK YÜZÜNDEKİ SİVİLCELER DE KRONİKLEŞMİŞ DURUYOR. EĞER ÇOK İSTİYORSAN KENDİNİ DE HAZIR HİSSEDİYORSAN ÇOCUK DOĞURMA GİBİ BİR NİYETİN DE YOKSA SENİ KAN TAHLİLİNE YÖNLENDİREYİM.

İşte bu cümleler benim için mutluluk sebebiydi. Artık biliyordum ki gerek o kremlerle gerekse de Azitrocuğumla geçecek türden sivilcelere sahip değildim. Arsızdı anacığım bunlar arsızz!

Şükür ki kan tahlil sonuçlarım uygundu. Roaccutane hapının ben de uyandırdığı kötü şehir efsanelerinin mi katkısıyla desem yoksa arkadaşlarımın da aknetrend kullanıyor olmasının etkisiyle mi desem roaccutanea yönelmedim. Aknetrend talep ettim Hatice Hanım'dan, sağ olsun o da aynı şey olduğunu söyledi ve aknetrend yazdı. Bunlara ek olarak bir de muhakkak güneş kremi sürmem gerektiğini, bol su içmem gerektiğini belirtti, dudakların kuruyacak bu çok normal Hametan sürersin dedi. Ve ben ilaç tedavisine başladım:

1.AY(30 mg.)

Sabah 10 mg.lık hapı akşamsa tok karnına 20 mg.lık hapı içtiğim bu ilk ayımın içerisinde hatırlıyorum da ilk günler nasıl korkuyorum allah'ım...İçmeye başladığım günün 5.günü artık dudağım da bir kuruma hissiyatı vardı.1.haftanın sonunda da yüzlerim kurumaya başlamıştı. Bir de elmacık kemiklerim de hafif bir pembeleşme oldu. Sürekli su içiyordum. Hatta ilk içtiğim günü hatırlıyorum da sürekli -acaba böbreğime bir şey olmuş mudur?karaciğerimin hali nasıldır ki?- diye her düşündükçe su içiyordum. 3L ile başladığım bu ilk ayım 4L/4.5L ile bitti. Zaten eskiden beri süregelen bir su içme alışkanlığım vardı benim. Bu konu da hiç zorlanmadım ancak işte süregelen alışkanlıklarımda yağlı,salçalı,baharatlı yemekler de vardı.  Bu ilk ayım da asla ama asla yeme içmeme dikkat etmedim ancak artık 1.ayımın dolmasına son 10 gün kala yemek yedikten sonra mide bulantım vardı ve de başım ağrıyordu. İşte ilk kez o gün iç sesim devreye girdi -eyvaaahhh ben hiç eczacımın dediklerine dikkat etmedim ki!!- dedim, ahaaa düştük mü yine lokman hekimcilik oynamaya:) düştük düştük. O son 10 günü her gün ama her gün bahane aramaksızın üşengeçlik yapmaksızın su şişemin içine ceviz kırıp koyuyordum. Bunu doktorlar ne derece onaylıyor bilmiyorum ancak kolestrolümü düşürdüğüne hala inanıyorum ve hala her gece yatmadan önce şişeme koyup sabah o suyu içmeye devam ediyorum. O 10 günlük süreç de yediğime içtiğime daha dikkat etmeye başladım ama Adanalı olmanın verdiği bir yazgı var ki isteseniz de yağsız,baharatsız,salçasız yiyemiyorsunuz... Olabildiğince düşürmeye çalıştım diyim. Bu haplar değerlerinizi inanılmaz hızlı bir şekilde yükseltiyor, ne kadar dikkat ederseniz süreci o kadar kısaltıp sıkıntısız bir şekilde tamamlamanıza sebebiyet verecektir desem yanlış bir şey söylemiş olmam herhalde.

Öyle böyle derken 1.ayımı tamamladım, kan tahlili yaptırdım. Sonuçlarımsa çok şükür ki temiz!! 2.ay bitiminde görüşmek üzeree!!

Not: Eczacımın tabiriyle 2.ve 3.ay kritikmiş daha çok dikkat etmem gerekiyormuş. Yani umarım dikkat edebilirim:)

19 Temmuz 2017 Çarşamba

18.07



Boş bir ev
Dağınık bir oda
Solmuş çiçekler
Kirli bir masa
Bir kadeh
Ve dipte çok az kalmış şarap
Biten gün
Yarım kalmışlar...
Dopdolu bir yalnızlık.
Yaşanamayanlar...
Farkına varmaksızın geçirilen yıllar
Ve bir daha asla gelmeyecek olanlar
Daha da acısı,
Yaşama sebebi kalmamış bir insan
Rüzgara karışan bir fısıltı ile gelen o ses:
Tamamdır,
Vakti itmam oldu...
     
           
                                                                                                                                              H.Ş.D

8 Temmuz 2017 Cumartesi

08.07

 

   Bak, gördün mü?
   Gün bitti yine
   Yine bardaktaki su;
   Düşlerdeki umut
   Cepteki harçlık
   Alıp verilen soluk...
   Hepsi yarım
   Kimisi hayal kırıklığı ile
   Kimisi kaygılarla
   Kimisi de yarınlara olan inancıyla
   Bu gecelik son kez gözlerini yumdular
   Yarın uyanıp  yarım kalanları tamamlamaları gerek
   Belki yine tamamlayamayacaklar.
   Tamamlıyormuş gibi yapacaklar
   İnsan olmak,
   Tam da böyle bir şey değil mi?
           
               Olmuyorsa da oluyormuş gibi yapmak...
                                   
                                                                                                                               H.Ş.D

29 Mart 2017 Çarşamba

29 Mart /17

Aşk nasıl bir şey?
Siz bunu nasil tarif edebilirsiniz?
Birinin sizde iz bırakması mi,
Yoksa sizi mahvedip gitmesi mi ?
Size bakıp gülen gözler
Bir başkasına bakıp gulebilir mi?
Size ithaf edilmiş sözler
Bir gün bir başkasına söylenebilir mi?
Ya sizin hayalleriniz ...
Onlar da bir gün bir başkasının gerçekleri olur mu?
İşte ben bütün bu göreceliklerin arasında
Bugunumun bittiğini fark etmeksizin yaşıyorum...
Beni yarınlara bağlayacak sebebimi kaybettim.
Yorgunum,umutsuzum
Bir hayli kırıklıklarda var

   (...)


                                                                                                                                       H.Ş.D
                                                     
                                                                                      

14 Mart 2017 Salı

14.03

 


  
  Bugün özgürlük günümmüş
  Vazgeçemediğim her ne var ise;vazgeçmişim
  Unutamadığım her yükü  sırasıyla limanlarına bırakıp
  Geriye  bakmaksızın ;yad etmez olmuşum
  Hayati öneme sahip olan her ne ise arkada bırakmışım
  Yüklerimi son limana varmadan yolcu etmişim
  Başarısız olmuşum olamamışım;
  Kazanmisim kaybetmisim;ne önemi var ?
  Ben bugün yeniden doğmuşum

 
 
  
  

  

 

Arkadaş



    Arayıp sormuyorum diye kızgınsın, biliyorum .Belki de haklısın, beni vefasız bulabilirsin ama inan kalbimdesin. Elbette yeni arayışlara düştüm, yeni arkadaşlıklar edindim ,yeni hayat  hikayeleri, yeni mutluluklara şahit oldum. Mutlu oldum; mutsuz da oldum .Hayatıma devam ederken seni unutmuş değilim .Arada en ufak bir şeyde ;ya bunu o da yapardı o da böyle derdi ,diyorum içimden...Ben de bırakmış olduğun izlere ihanet etmedim...Sadece zaman ve mesafe bana bunu sundu (belki de ben ona sundum). Eskiden; mesafelerin ve  görüş ayrılıklarının insanları uzaklaştırmayacağına inanırdım; ama öyle değilmiş. Mesafeler insanları uzaklaştırırmış, ayrımlar yıpratırmış. Artık bir yabancı gibisin .Çok iyi tanıdığım(ve sevdiğim) bir yabancı.Şu saatten sonra senin için istediğim tek şey: Mutlu ve iyi olman. Benimle  konuşmaman beni yaralamaz. Bir gün kötü olduğunu duyarsam bu beni yaralar.

Kendine iyi bak ;)) Allah'a ısmarladık!   


                                                                                                                                          14.03

                                                                                                                                        

                                                                                                                                         H.Ş.D          

7 Mart 2017 Salı

mucize

Yıllarca hep bir mucize aradım. Hiç bıkmadan bir gün o mucizenin beni bulacağına inandım. Sorarsanız  nasıl bir şey bu? İnanın ben de bilmiyorum. Sanırım eve dönüş gibi bir şey bu. Huzurlu ama kaygılı da. Eve dönmeyi tamamlayabilirseniz mucizenizi gerçekleştirdiniz demektir. Tabii tamamlayamamakta var. Kayıplar var... var. Her şey var. Tüm bu risklere rağmen bende kendi mucizemi gerçekleştirmek için yola koyuldum. Başıma ne geleceğini bilmediğim bir yolculuktu bu (...)